Aydın Keskin Kadıoğlu
Aydın Keskin Kadıoğlu



BENİ Kategorize Etme..

31 Ağustos 2015 Pazartesi 12:23

Amerikanın bir yerinde  küçük bir kızı parçalamak üzere olan köpeğin üzerine atlayarak onu boğarak öldüren ve kızı kurtaran bir kişiye gazeteci yaklaşarak; “Kahraman Amerikalı küçük kızın hayatını kurtardı diye yazabilir miyim?”diye sorar... Adam ise “Ben Amerikalı değilim ki Pakistanlıyım” cevabını verir. 
Ertesi gün haber şöyle taşınır sayfalara;
“ Kökten dinci Asyalı bir köpeği vahşice öldürdü: Hayvan hakları derneklerinin protestoları devam ediyor”..
Gecenlerde yaşadığımız  vakaya istinaden; İrlandalı sandığımız kişinin suriyeli çıkması gibi..
Ne kadar benzer? Milletçe ne hale geldik düşünmek lazım!
........
Obsesif Kompulsif; Zararlı ve saplantılı düşünceleri olanları tanımlamak için kullanılan bir kavram. 
“Evden çıkarken ocağı kapattım mı?” gibi takıntılar ya da simetrik saplantılar gibi gibi..
Bu ve benzeri tanımlamalar ile sosyal/gündelik alanın dışına itilmek… 
Oysa hemen hemen her insanın bu veya benzer sıkıntıları olabilir hatta bu tanımlamaları koyanların bile..
Değil mi!.......
Suriyeli çocukların savaşta yaşadıkları resimlerden oluşan PPS’leri geliyor e- posta yoluyla herkese..
Onlara baktıkça insan olmaktan utanır oluyoruz..
Bir de not düşülüyor altına : “ lütfen bu görüntüleri tanıdıklarınıza gönderin.duyarsız kalmayın” diye.
Yolladıklarımızın çoğu “ bana böyle şeyler yollama, mahvoluyorum.”diyor. 
Resimlerde çocukların elleri yok, kolları yok,kimisi bir bomba ile hayatını kaybetmiş. 
Baktıkça insan haklı olarak perişan oluyor.
Ama bir savaşın yaşandığını biliyor olmalıyız!
Televizyonlarda filtrelenmiş görüntüler var.Kan yok, çocuk yok. Tamamen steril bir savaş. 
Orada yaşananların burada görüntülerini görmek insanı hastalık sahibi yapıyor.
İnsan bu resimlere bakamaz ama çocukları bu hale getirebilir. 
Dünya kamuoyu ise bu tür görüntülerin hiçbir yerde yaşanmadığını varsayarak, savaşa gereken tepkiyi koymaz.
Ne yazık ki ! Medeniyetlerin; hoşgörüyü, insanlığı, merhameti bizden öğrendiği bu topraklarda vicdanlar kaybolmuş..
Bir seyleri,ahlakı,menzilleri değiştirmek topyekün gerekmez mi?....
Kategorizeleştirme saplantıları nedeniyle  kimin ne dediğini, ne de ne yapmak istediğini anlamaya çalışıyoruz. 
Asıl hastalık budur oysaki.
Bu hastalık sanırım birer bilim olarak sosyolojinin veya psikolojinin yan etkisidir. Ya da dezenformasyon olarak adlandırılan bilinçli yönlendirme harekatıda olabilir.
İçinde bulunmuş olduğumuz durumun anlayabildiğimiz yönü ile “beşer, şaşar, Allah şaşırtmasın” ya da “bin kere tövbeni bozdun ise yine gel…”  içinden çıkılmaz bir kategorizelendirme hastalığının aldığını anlatmaya çalışıyorum. 
......
İnsana karşı müsamahalı olmayan ideolojilerin bu gün bizi bıraktığı kenar “şu” ve “bucu” diye tasnif ederek ayırdıklarımızdan arta kalanlar ile hayatımızı idame etmeye çalışmak ve bunu farkında olmamak.
İletişim dediğimiz şey artık sadece söz ile sınırlı kalmadığı için iletişimin de ilahlaştırdıkları  boy göstermeye başlıyor ve artık ; ne ile- kim ile - nasıl ve ne için,iletişeceğimizin de sınırlarını koyuyorlar.
Avrupa Birliği’ni tek alternatif olarak göstermeye çalışanların karşısına aklı başında bir muhalefet koyabilmeliydik mesela..
Ah Tanzimat Ah!!
Roma Nizamı, Hıristiyan Ahlakı ve Yunan Aklı neden bizim için tek alternatif oluyor? diye sorabilmeliydik mesela...
Ne ki bu meseleyi de boğuntuya getirip kategorizelendirdiler. 
Mistik heyecanımıza bile tahammül edemedikleri için bu teslisi bize “Kurtuluş Yolu” diye sundular.
İletişim araçları; artık her değerimize, pozitivist bir kapak giydirerek bizim yada değer değilmiş gibi göstermeyi zafer telakki ediyorlar..
Durum onlar için öyle değil ama: Vatikan’da ruhani bir devlet var. İngiltere krallıkla yönetiliyor, Yunanistan’da kadınların giremediği bir ada var. 
Bakar mısınız yobazlığa...
Bakamayız, onların inancı çünkü saygı duymak lazım gelirmiş!!
Biz kendi çocuklarımıza bile ağlayamaz oluyoruz. 
Belki bize -ölü sevirci (nekrofili) - yaftası yapıştırırlar da altından kalkamayız diye…
Ne hale geldik Allahım!
......
Kimine göre Rahmetli Türkeş"in oğlu hain, kimine göre Rahmetli Erbakan"ın oğlu..
Kimine göre Destici hain,kimine göre Yalçın Topçu..
Kimine göre Atatürk hain,kimine göre Sultan Vahdettin..
Kimine göre Cemal paşa/Talat paşa hain,kimine göre Enver paşa..
Kimine göre Kürtler hain, kimine göre Çerkezler..
Kimine göre Belediye Başkanı hain, kimine göre kaymakam/ Vali..
Kimine göre sen hainsin, kimine göre ben..
Acaba bizden başka birbirini bu kadar çok hainlikle suçlayan - kategorize eden başka milletler  varmıdır?
Ne zaman karşı görüşü hainlikle suçlamak yerine üzerinde durup düşünürsek ve sebeplerini tahlil edersek o zaman kaybedilenide kazanmış olmazmıyız..?
Düşünmeye Devam...
Saygılarımla




Bu haber 1149 kez okunmuştur.
20.11.2017 14:51:20 

Yorum bulunamadı.

bursa güvenlik sistemleriantalya transferbursa web tasarımorhangazi haberkontrol vanası matbaa merdanelerimerdane
Copyright © 2010 Ajans Orhangazi. Tüm Hakları Saklıdır.Haber ve fotoğraflar kaynak gösterilerek dahi izinsiz kopyalanamaz kullanılamaz.