Orhan Güneş
Orhan Güneş



Bir tatlı huzur…

15 Kasım 2015 Pazar 11:32

Pırıl pırıl bir ikindi serinliğinde Mevlâna Celâleddin, Konya çarşısından            geçiyordu.

Başı önüne eğik, elleri cübbesinin yenlerinde, ağır ağır yürüyor, geçtiği yerlerdehalk, ayağa kalkarak kendisini selâmlıyorlardı.

Bir ara, kuyumcular çarşısının bulunduğu bir sokağa sapmıştı.

Bu sırada kulağına, örs üzerinde altın döğen, altını kâğıt gibi yaprak yaprak        incelten işçilerin, tempolu çekiç sesleri gelmeye başladı.

Çekicin ahenkle vuruşundan öyle ilâhî bir müzik meydana geliyordu ki, bu tatlı ses, birdenbire oradan geçmekte olan Mevlâna´nın ruhundaki kederi şevke çevirdi, Mevlâna durakladı.

Bir süre derin akisler yapan bu tatlı sesleri dinledi.

Gözlerinin önünde kâinat düzeni âdeta canlandı.

Bir güneş çevresinde dönen gezegenler, peykler, güneşin dayanılmaz çekimiyle,ilâhî aşk ve cezbe dolu, mest, dönüyorlardı.

Sağ elini feracesinin yakasına götürdü.

Gözlerini vecdle kapadı; başı mazlum bir teslimiyetle sağ omuzu üzerine           düşüvermişti.

Çekiç sesleri gönül sesleri olmuş, tatlı bir ahenkle çın çın ötüyordu.

İlk çarkı attı sağ ayağıyla.

Sonra da dönmeğe başladı.

Durmadan dönüyordu cadde ortasında...

Çekiç darbelerinin ahengine uyarak döndükçe, içindeki gam neşeye çevriliyor,  ferahlıyor, huzur buluyordu...

Herkes işini, gücünü bırakmış, caddeye dökülmüştü.

Çepçevre çevirmişlerdi Mevlâna´yı...

Bu coşkunluğa kimse bir anlam veremeden hayran hayran seyrediyorlardı.

Çekiç sesleri karşıki dükkândan geliyordu, hem de daha kuvvetli geliyordu...

Dükkân sahibi kuyumcu Selâhaddin, Mevlâna´nm kendi çekiç sesleriyle semâ   ettiğini görünce heyecanlanmış,  âşka gelmiş, çıraklarına

- Elinizi çekiç vurmaktan alıkoymayınız.

Altın varaklar telef olacak diye hiç korkmayınız vurunuz, daha hızlı vurunuz.

Emrini vermiş, bir an, yerinde duramayarak, caddeye fırlamış, Mevlâna ile        birlikte semâ´ya başlamıştı.

Bir süre sonra çekiç sallayan işçilerin kolları yorulmuş, tempoları durmuştu.

Mevlâna yavaş yavaş kendine gelmiş, karşısında kuyumcu Selâhaddin´i görmüş sonra da onu, çok önceden tanıyormuş gibi kucaklamıştı.

Kuyumcu Selâhaddin´in o an gözü Mevlâna´dan başka hiç bir şeyi görmüyor, ilâhî hazinelere kavuşmanın heyecanını yaşıyordu.

Mevlâna´nın çekiç seslerine ayak uydurarak cadde ortasında kuyumcu                 Selâhaddin´le birlikte semâ edişini şaşkın şaşkın seyreden halka bir ara               Selâhaddin şöyle seslenmişti:

- Hey, neye öyle şaşkın şaşkın bakıp duruyorsunuz.

Sizler altın aramıyor, altın için birbirinizi yemiyor musunuz?

İşte benim dükkânım, altın varaklarla dolu.

Haydi durmayın, yağma edin dükkânımı.

Hepsi sizin olsun. Bana artık altın lâzım değil. Ben gerçek altın madenimi         buldum...

Halk dükkâna üşüşürken Selahaddin büyük bir teslimiyetle Mevlâna’nın önündebaş eğmişti:

Senin feyz ve kemâlinden başka hiçbir şeye ihtiyacım yok.

 

Beni nereye götürürsen götür…




Bu haber 1121 kez okunmuştur.

18.11.2017 05:34:29 

Yorum bulunamadı.

bursa güvenlik sistemleriantalya transferbursa web tasarımorhangazi haberkontrol vanası matbaa merdanelerimerdane
Copyright © 2010 Ajans Orhangazi. Tüm Hakları Saklıdır.Haber ve fotoğraflar kaynak gösterilerek dahi izinsiz kopyalanamaz kullanılamaz.