Orhan Güneş
Orhan Güneş



Suriye'deki Türkmen gerçekleri

29 Kasım 2015 Pazar 10:51

Fransa ile Ankara Hükümet’i arasında 20 Ekim 1921 tarihinde imzalanan Ankara Antlaşmasına göre bugünkü Suriye sınırımız çizilmiş, Hatay gibi Bayır Bucak bölgeleri Suriye tarafında kalmıştı.

Bölgedeki IŞİD tehdidine karşı silahlanan Türkmenler, kendilerini koruyamayan rejimin saldırısıyla karşı karşıya.

Savaşın başladığı günden itibaren yalnız bırakılan Türkmen köyleri önce DAİŞ´in sonra PYD´nin tehdidiyle karşı karşıya kaldı.

DAİŞ saldırılarının ardından PYD tarafından köyleri boşaltılan Türkmenler bir süre sonra kendilerini korumaya başladı fakat bu defa devreye Suriye rejimi girdi.

Rusya ve Hizbullah ile birlikte Türkmen Dağı´na saldıran rejim güçleri bölgenin kontrolünü büyük ölçüde ele geçirdi.

DAİŞ´e karşı operasyon başlatacağını duyuran Rusya ise ilk günden itibaren Esad´a karşı savaşan muhalifleri hedef aldı.

Muhaliflerin büyük tepki gösterdiği operasyon dünya kamuoyunda yeterli tepkiyi göremeyince Rusya uçakları bu defa Türkmen köylerine yöneldi.

Bölgeyi havadan bombalayan Rus uçakları, böylece rejim askerlerinin geçişini kontrol altına aldı.

1939 yılında Hatay´ın anavatana katılması sırasında Bayır Bucak bölgesi Suriye´de kaldı.

Günümüzde ağırlıklı olarak Şam, Lazkiye, Hama, Humus, Halep ve Rakka kentlerinde ve köylerinde bulunmaktadırlar.

Şam bölgesinde yaşayanlara Şam Türkmen’i denirken, Halep ve Rakka bölgesindekilere Halep veya Culap Türkmen’i, Lazkiye Türkmenlerine Bayır-Bucak Türkmen’i denmektedir.

Suriye yönetimi tarafından azınlık olarak kabul edilmezler ve gündelik hayatta Türkmen olarak anılsalar da kayıtlarda "Müslüman" olarak geçmektedirler.

Nüfus sayımlarında milliyetleri ile sayılmadıklarından sayıları hakkında kesin bilgi yoktur.

Çeşitli kaynaklarda 200.000 ilâ 3.500.000 arasında farklı tahminler verilmektedir.

Günümüz Suriye’sinde Arap sosyalizmi asimilasyon programları çerçevesinde, dil öğrenimlerini engellemiş, köylerinin isimlerini değiştirmiştir.

Dillerini unutmuş olan Türkmenler kimliklerinin bilincinde olmakla birlikte yaşadıkları bölgenin dili, kültürü ile bütünleşmiştir.

Küçük gruplar halinde yaşayanlar önemli ölçüde Araplaşmış; ancak büyük gruplar halinde yaşayan Türkmenler, milli benliklerini korumuşlardır.

Türkmen kimliğinin ve haklarının korunmasını talep eden Türkmenler, Suriye İç Savaşı´nda muhalif hareketlerin içinde yer almaktadır.

Türkiye ile Fransa arasında 20 Ekim 1921 tarihinde imzalanan Ankara Anlaşması´nın 7. maddesi ile Suriye Türkmenleri konusunda Türkiye´ye garantörlük verildi.

20 Kasım 1922 tarihinde başlayan Lozan Konferansı´nda Suriye sınırı neredeyse hiç konu edilmeden kabul edildi.

31 Ocak 1923 tarihinde Suriye ile sınırlar belirlenirken, Ekim 1921 tarihindeki Türk Fransız anlaşması temel esas olarak alınmıştı.

Türkiye topraklarında kalmak isteyen köylerin isyanı olduysa da amaçlarına ulaşamadılar.

Türk ve Kürt silahlı milislerin Türkiye sınırına yakın bölgelerde Fransız manda idaresine yönelik başkaldırıları 1924 yılına kadar sürmüştür.

Fransız manda idaresi mahalli idarelerinden oluşan Suriye Devletler Birliği´ni meydana getirerek ülkeyi yönetmeye çalıştı.

Bu düzen, Araplarla Arap olmayanlar arasındaki gerilimi arttırdı.

Türkler, hem milliyetçiler hem de Manda idaresinin gözünde "dikkatli olunması gereken" bir azınlık durumuna düştü.

1936 yılında Fransa´nın bölgedeki hâkimiyetinin zayıflaması ile birlikte baskılara maruz kalmaya başladı.

1936-1939´da sancağın Hatay adıyla Türkiye´ye katılması sürecinde Suriye sınırları içerisinde kalan Türkmenlere ilişkin hiçbir görüşme ya da anlaşma yapılmamış olması, Suriye Türkmenlerinin hukuki durumunu belirsizleştirdi.

Bu belirsizlik Suriye yönetimlerinin Türkmenlere karşı baskı ve asimilasyon politikası uygulamasına neden oldu.

1946 ve 1972 anayasalarına göre Suriye Arap vatandaşı olarak kabul edilen Türkmenlere kimlikleri ile yaşama hakkı tanınmadı.

Türkçe gazete yayımlama imkanı ortadan kalktı; hatta Türkçe konuşmak bile yasaklandı.

1958´de yapılan toprak reformu ile Türkmenlere ait birçok tarla, bağ ve bahçe kamulaştırıldı.

Bu ve benzeri uygulamalar yüzünden 1950´ler boyunca Halep´ten Türk asıllı aileler, Türkiye´ye kaçmaya devam ettiler.

1963´te yaşanan darbeden sonra baskılar artarak devam etti.

Türkmenler herhangi bir sivil ya da yasal örgütlenme oluşturamadı.

Hafız Esad rejimi "Tek Suriyeli Kimliği" politikası çerçevesinde, Türkmenleri asimile ederek "Araplaştırma" politikası izledi.

ORSAM´IN 2011 tarihli araştırmasında Suriye´de Türkçe konuşan Türkmen sayısı yaklaşık bir buçuk milyon, Türkçeyi unutmuş Türkmenlerle beraber sayılarının 3,5 milyon civarında olduğu belirtilmektedir.

Köy ve kasabalarda yaşamaya devam eden Türkmenler kendi aralarında Türkçe konuşmayı sürdürür.

Şive ve edebiyatları bakımından Türkiye´nin bir uzantısı gibidir.

Dini yapıya bakıldığında Suriye Türkmenlerinin büyük çoğunluğu Sünni Hanefi mezhebine mensuptur.

Çok az sayıda Alevi Türkmen bulunmaktadır.

Fransız mandası döneminde başlayan ve sonrasında da devam eden politikalar sonucu Türkmenler önemli oranda asimile olmuştur.

Suriye hükûmeti tarafından Türkçe yer adları Arapça´ya çevrilmiştir.

 

Kendilerine örgütlenme hakkı tanınmamış Suriye Türkmenleri, Suriye İç Savaşı´nda muhalif hareketlere katılmışlardır.




Bu haber 1143 kez okunmuştur.

24.11.2017 19:48:45 

Yorum bulunamadı.

bursa güvenlik sistemleriantalya transferbursa web tasarımorhangazi haberkontrol vanası matbaa merdanelerimerdane
Copyright © 2010 Ajans Orhangazi. Tüm Hakları Saklıdır.Haber ve fotoğraflar kaynak gösterilerek dahi izinsiz kopyalanamaz kullanılamaz.