Orhan Güneş
Orhan Güneş



Bir Şairden Fazlası: Mehmet Akif Ersoy

2 Ocak 2017 Pazartesi 10:22

Mücadeleci tabiata sahip, öfkeli, yenilikçi, cehalete düşman, inanç timsali bir insan…

Düşünce adamı, yazar, şair…

Ama hepsinden önemlisi bir bayrak adam…

Mehmet Akif Ersoy…

Mehmet Âkif Ersoy, 20 Aralık 1873’te İstanbul´da, Fatih ilçesi Sarıgüzel mahallesinde dünyaya geldi.

Annesi Buhara´dan Anadolu´ya geçmiş bir ailenin kızı olan Emine Şerif Hanım; babası ise Kosova doğumlu, Fatih Camii medrese hocalarından Mehmet Tahir Efendi´dir.

Babası, ona ebced hesabıyla doğum tarihini ifade eden "Ragîf" adını verdi.

Fakat telaffuzu zor geldiğinden arkadaşları ve annesi ona "Âkif" ismiyle seslendi, zamanla bu ismi benimsedi.

Hiçbir zaman zulmü alkışlamadı, zalimi asla sevemedi…

Gelenin keyfi için geçmişe kalkıp sövmedi…

Bu sözlerin sahibi Milli şairimiz Mehmet Akif Ersoy, 80 yıl önce vefat etmişti.

Bu vesileyle kendisine Allah’tan rahmet diliyorum.

Umarım Asım’ın nesli dediği nesle yakışır bir ömrümüz olur…

Mehmet Akif Ersoy yazdığı İstiklal Marşı ile tarihimizde hiç silinmeyecek bir yere sahip oldu.

1921´de Ankara´da Taceddin Dergâhı´na yerleşen Mehmet Âkif, 500 lira ödül konularak açılan İstiklâl Marşı yarışmasına başta katılmadı.

Millî Eğitim Bakanı Hamdullah Suphi Bey´in ricası üzerine arkadaşı Hasan Basri Beyin teşvikiyle ikna oldu.

Onun orduya ithaf ettiği İstiklâl Marşı, 17 Şubat günü Sırat-ı Müstakim ve Hâkimiyet-i Milliye´de yayımlandı.

Hamdullah Suphi Bey tarafından mecliste okunup ayakta dinlendikten sonra 12 Mart 1921 Cumartesi günü Milli Marş olarak kabul edildi.

Âkif, ödül olarak verilen 500 lirayı hayır kurumuna bağışladı.

Ülke savaş halindeydi, yokluk içindeydi, bu parayı alamazdı.

Üstelik bu şiiri para kazanmak için değil, milli duygularıyla yazmıştı.

Savaş bitmiş, ülke nispeten huzura ermişti. Mehmet Akif, Burdur milletvekili olarak meclise girmiş, görüşlerini, fikirlerini buradan daha açık bir şekilde belirtmeye başlamıştı.

 Fakat yaşanan anlaşmazlıklar, tartışmalar nedeniyle 1926 yılında Mısır’a gitmek zorunda kaldı ya da zorunda bırakıldı.

Mısır’da hastalandı, Tedavi için kısa bir süre Lübnan ve Hatay’da bulundu.

17 Haziran 1936’da İstanbul’a döndü ve çok geçmeden 27 Aralık 1936’da vefat etti.

Fakat cenazesi, Mehmet Akif’e yapılan vefasızlığın en büyük örneği oldu.

Vefatından kimsenin haberi olmadığı gibi, cenazesi kimsesiz biri gibi Beyazıt Camii’ne bırakıldı.

O sırada İstanbul üniversitesinden çıkan 3-4 kişilik bir grup öğrenci, bu kimsesiz cenazeye acır ve belediye işçisine “kim bu mevta” diye sorarlar.

Belediye işçisi "şair mi neymiş, adı Mehmet Akif’miş galiba der.

O gençler büyük bir şaşkınlıkla ve üzülerek, birkaç saat içinde vefat haberini yayarak, büyük  bir kalabalık toplarlar ve Mehmet Akif’in cenazesini layığına yakışır bir şekilde omuzlarda, Edirnekapı mezarlığına kadar taşırlar.

Bugünler de Mehmet Akif Ersoy’a, iade-i itibar en büyük görevlerimizden olmalıdır.

 

Ve Asım’ın nesli, Haluk’un neslini mutlaka yenecektir!




Bu haber 464 kez okunmuştur.

24.11.2017 19:43:38 

Yorum bulunamadı.

bursa güvenlik sistemleriantalya transferbursa web tasarımorhangazi haberkontrol vanası matbaa merdanelerimerdane
Copyright © 2010 Ajans Orhangazi. Tüm Hakları Saklıdır.Haber ve fotoğraflar kaynak gösterilerek dahi izinsiz kopyalanamaz kullanılamaz.