Orhan Güneş
Orhan Güneş



Mesele Akif olabilmekte…

25 Aralık 2017 Pazartesi 14:42

Mücadeleci tabiata sahip, öfkeli, yenilikçi, cehalete düşman, inanç timsali bir insan…

Düşünce adamı, yazar, şair…

Ama hepsinden önemlisi bir bayrak adam…

Mehmet Akif Ersoy…

Zulmü alkışlayamam, zalimi asla sevemem…

*****

Yumuşak başlı isem kim dedi uysal koyunum,

Kesilir belki fakat çekmeye gelmez boynum…

Mehmet Akif Ersoy, 20 Aralık 1873’te İstanbul´da, Fatih ilçesi Sarıgüzel mahallesinde dünyaya geldi.

Annesi Buhara´dan Anadolu´ya geçmiş bir ailenin kızı olan Emine Şerif Hanım; babası ise Kosova doğumlu, Fatih Camii medrese hocalarından Mehmet Tahir Efendi´dir.

Babası, ona ebced hesabıyla doğum tarihini ifade eden "Ragîf" adını verdi.

Fakat telaffuzu zor geldiğinden arkadaşları ve annesi ona "Âkif" ismiyle seslendi, zamanla bu ismi benimsedi.

27 Aralık 1936 yılında vefat eden İstiklal şairimizin hem doğum hem de ölüm haftası olduğundan bu yazıya gerek duydum.

Kendisindeki vatan sevgisi, asker ve ordu sevgisi din ve iman ile kavrulmuş ve yoğrulmuş olması eserlerine de yansımaktadır.

Safahat adlı eseri en büyük çalışması olmuştur.

‘‘Safahat’ımda şiir arayan hiç bulamaz’’ demiş ve şiiri küçümsemiş, fikrini ifade etmek için şiir yazmıştır.

İstese Türk edebiyatının en büyük lirik şairi olabilirdi.

Yine kendi deyimiyle ‘‘Gül devrinde yaşasaydım bülbül olurdum’’ diyen büyük şairimiz ne yazık ki çok kötü bir dönemde yaşamıştır.

Toplumun meselesi hep Akif’in meselesi olmuştur.

Hatta o insanların içinden herhangi biri gibidir ızdırabıyla…

Zaman zaman ülke sorunlarıyla alakalı olarak aydınlara, halka, yönetimlere, yönetilenlere, bürokratlara, hocalara, varlıklılara, yaşlıya, gence, edibe, âlime, askere, sarhoşa, cami cemaatine bazen sert ve acımasız, bazen de şefkatle seslenir.

Onun Türk milletinde gözlemiş olduğu en önemli konulardan biri her alanda geri kalkınmışlıktır.

Her şey tembellik ve cehaletin içinde harap olmaktadır.

Milletin ahlak anlayışı, birlik ve beraberlik duyguları körelmiş ya da köreltilmiştir.

‘‘Alınız ilmini garbın, alınız sanatını, veriniz hem de mesainize son süratini…

Çünkü kabil değil artık yaşamak bunlarsız, çünkü milliyeti yok sanatın, ilmin yalnız…’’ diyen de Mehmet Akif’tir…

İslam dinini gerilik ve cahilliğin sorumlusu olarak görmediği gibi Müslümanlığın özünden çok şekilciliği ile uğraşan, Kuranı yanlış anlayan, yanlış yorumlayan ve yanlış uygulayan din istismarcıları olduğunu belirtmiştir.

İslam dininde cehaletin, yobazlığın, tembelliğin, batıl inançların yeri yoktur.

Mehmet Akif, İslam’ın ölüler dini olmadığını aksine hayat dini olduğunu da söylemektedir.

‘‘İnmemiştir hele kuran bunu hakkıyla bilin, ne mezarlıkta okunmak ne de fal bakmak için…’’

Milletine armağan ettiği için İstiklal Marşını Safahat adlı kitabına almamıştır.  İstiklal Marşını nasıl yazdığını ise “Bu marş ancak ümitle, imanla yazılabilir. O zamanı bir düşünün. İmanım olmasa böyle bir marşı nasıl yazabilirdim? Zaten ben de başka türlü düşünüp başka türlü yazanlardan değilim. Bu elimden gelmez. İçimde ne varsa olduğu gibi yazılarımdadır. Şu var ki İstiklal Marşının şiir olarak hiçbir değeri yoktur. Ancak tarihi bir değeri vardır.” biçiminde dile getirmiştir.

Cenazesi, Mehmet Akif’e yapılan vefasızlığın en büyük örneği oldu.

Vefatından kimsenin haberi olmadığı gibi, cenazesi kimsesiz biri gibi Beyazıt Camii’ne bırakıldı.

Cenazesine resmi bir katılım olmadı.

Ama onu anlatmaya ne sayfalar ne kâğıtlar ne de ömür yeter…

Ne demişler yazmak elin işi fakat anlamak kalbe düşer…

 

Büyük davanın büyük insanı Akif’i anlamak ümidiyle...




Bu haber 115 kez okunmuştur.

17.1.2018 04:18:11 

Yorum bulunamadı.

bursa güvenlik sistemleriantalya transferbursa web tasarımorhangazi haberkontrol vanası matbaa merdanelerimerdane
Copyright © 2010 Ajans Orhangazi. Tüm Hakları Saklıdır.Haber ve fotoğraflar kaynak gösterilerek dahi izinsiz kopyalanamaz kullanılamaz.